Akademi, Toplum ve Dil / Ahmet Şefik Şenlik

Ahmet Şefik Şenlik

Akademi, Toplum ve Dil

3 Aralık 2016

img_6576

Değerlendirme: Muzaffer Kılıç

 

İBA Akademik Birikim Oturumlarında bu hafta İstanbul Medeniyet Üniversitesi Edebiyat Fakültesi öğretim üyesi Doç. Dr. Ahmet Şefik Şenlik’i misafir ettik. Akademik olarak İstanbul Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde başladığı ilim yolculuğunu Johannes Gutenberg Universitaet Mainz’de tamamlayan Şenlik, konuşmasında yurtiçi ve yurtdışı deneyimlerini araştırmacılarla paylaşarak henüz akademik yolculuğun ilk basamaklarında olan öğrencilerin ufkunu genişletmeye ve dilbilim sahasında sorulan bazı sorulara cevap vermeye çalıştı.

Şenlik, konuşmasında şahsi deneyimlerinden yola çıkarak “Akademi” üzerine sorulu-cevaplı bir yöntemle “Akademi”nin doğuşu, tarihi seyri, Türkiye akademisinin konumu ve Batı ile kıyaslanması üzerinde durdu.

  • Akademi nedir?
  • Akademisyenlik nedir?
  • Hangi boyutları vardır?
  • Bilim üretiminde akademinin işleyişi nasıl olmalı?
  • Üniversite ile akademi hangi bakımdan ayrılır?
  • Doğu-blok ülkelerde (Rusya örneği üzerinden) ve Batı ülkelerinde (Almanya örneği üzerinden) akademi modeli ve işlevi nasıldır?
  • Modern eğitim sistemi içerisinde Türkiye akademi yapısı nasıldır?
  • Doğuda Rusya ve Batıda Almanya örneğiyle kıyaslandığında Türkiye’nin konumu ve işleyişi ne düzeydedir?

Şenlik yukarıda sorulan soruları cevaplayarak Akademi ve Üniversite ayrımı üzerinde durdu. Diploma siteminden ziyade sertifika esaslı ve yeterliliğe dayanan Batı eğitim sisteminin bireyin yetişmesinde ciddi faydaları vardır. Bu sistem teoriden uygulamaya her  saha da bireyin yeterliliğini sağlar. Akademisyenliğin de iki boyutu üzerinde duruldu. Bunlar: “Hocalık” ve “Bilimadamlığı” yönleri. Hocalık, doğuştan gelen bazı meziyetlerin yanında tiyatral yön, iletişim kabiliyeti ve empati gerektiren beceriye dayanan bir boyutken bilimadamlığı yönü geliştirilebilir, sıkı çalışma icap eden, bilgiyi süzüp doğruyu meydana koyma istidatlarını gerektiren bir boyuttur. Her akademisyenin iki yönden de kabiliyetli olamayacağı ise tabiidir.

Bunun yanı sıra akademik potansiyele sahip genç araştırmacıların en temel sorunlarından biri olan dil öğrenimi sorunu üzerinde durularak aşağıdaki sorulara, şahsi tecrübelerinden hareketle, cevaplar verildi:

  • İkinci bir dil nasıl ve hangi yollarla öğrenilir?
  • Dilbilim araştırmacısı dil öğreniminde ne gibi avantajlara sahiptir?
  • Dil eğitiminde ne gibi yollar takip edilmeli?
  • Dil öğreniminde en sağlam metod nedir?
  • Kendi dilinin gramer ve yapısını bilen ile bilmeyenin dil eğitiminde karşılasacağı güçlükler nelerdir?
  • Johannes Gutenberg özelinde Alman eğitim sisteminde dil öğrenim sistemi ve işlerliği nasıldır?

Şenlik’e göre Türkiye akademisinde ciddi bir problem olan dil sorunu henüz aşılmış değildir. Mevcut sorunu halleden bireylerde dahi belli bir seviyede problemin hala devam ettiğini görülmektedir. Şenlik, bir dilbilimci olarak  dil eğitimine yönelik bir değerlendirme ile konuşmasına son verdi:

Anadilinin gramerini iyi bilen bir birey yabancı dil öğrenirken çok zorlanmaz. Bu temelle yabancı dil öğrenen kişi öğrendiği dilin farklı yönlerine vakıf olmalıdır. Dil eğitiminde bir  takım paralel kulvarlar vardır. Bunlar: Okuduğuna anlayabilme, duyduğunu anlayabilme, konuşabilme, yazabilme. Bir kulvarda eksik kalan kişi o dili tam anlamıyla öğrenmiş sayılmaz. Doğal olarak üçüncü bir dil öğreneceği zaman daha büyük sıkıntılar yaşar. “Dil nasıl düşündüğünüzü biçimlendirir.” Eğitim alınan dil ile rüya görülmeden yahut düşünülmeden dil öğrenimi gerçekleşmez. Her dil kendi düşünce tarzını doğurur. Bu nedenle de öğrenilen dilin düşünce tarzını edinmek şarttır.

Dil eğitimi düşünce dünyasına ve zekaya olumlu katkılar sağlarken konuşma dilinde bozulmalara sebebiyet verebilir. Bu bakımdan kimi zaman bazı dezavantajları da vardır.

© 2018 İstanbul Bilimler Akademisi