İktisatta Yükselen Bir Alan: Davranışsal İktisat / Devrim Dumludağ

Devrim Dumludağ

İktisatta Yükselen Bir Alan: Davranışsal İktisat

10 Aralık 2016 

Değerlendirme: Tuğba Güngör

Akademik Birikim Oturumlarında 10 Aralık 2016 Cumartesi günü Marmara Üniversitesi İktisat Fakültesi’den Doç. Dr. Devrim Dumludağ’ı konuk ettik. Dumludağ programda iktisadın Türkiye’de duymaya çok da aşina olmadığımız bir alt dalından, “Davranışsal İktisat”tan bahsetti.

Dumludağ konuşmasına “iktisat teorisinin, bireylerin davranışlarıyla ilgili bazı temel varsayımlara dayandığını” belirterek başladı. Bu varsayımları:

  • homo economicus
  • bilgiye erişim
  • ne istediğini ve nasıl elde edeceğini bilme
  • karar almada rasyonellik

olarak sıraladı.

Bu bağlamda Dumludağ şu tespitlerin altını çizdi: “İktisat teorisi, rasyonellik gereği bireyin her davranışında faydasını maksimize edeceğini varsayar. Ancak davranışsal iktisat, insanların seçim ve kararlarında bu kadar mükemmel olamayacağını iddia eder. İnsan davranışları iktisadın yok saydığı eşitlik, adalet, merhamet gibi duygulardan da etkilenir ve bu da doğrudan seçimlerini etkiler. Böylece birey, teorinin varsaydığı rasyonellik varsayımından uzaklaşır.”

Davranışsal iktisadın bu varsayımlarını “diktatör oyunu” ve “ültimatom oyunu” denilen kuramlarda ifade ettiğini belirten Dumludağ, bu kavramları çeşitli örneklerle de pekiştirdi ve sonrasında “yönlendirme (referans) etkisi”ne değindi. Sunumunda bazı görsellerden de yararlanarak göz yanılmasını gösterdi ve buradan hareketle “En güvendiğimiz organımız, gözümüz bile yanılıyorsa iktisadi davranışlarda yanılmamamız mümkün mü?” sorusuyla yine örnekler üzerinden savını destekledi.  Akabinde düşüncelerini iktisat politikası ile ilişkilendirdi ve “iktisadi açıdan rasyonel davranmıyor,  gerekli eforu sarf etmiyoruz. Politika yapıcı otoriteler de bunun bilincinde olunca davranışlarımızı çok kolay istedikleri yönde etkileyebiliyorlar” tespitine güzel bir örnek olarak BES’i (Bireysel Emeklilik Sistemi) gösterdi.

Oturumun sonlarına doğru Dumludağ “Mutluluk Ekonomisi”nden de bahsetti. İktisat teorisinin insanların mutluluğunu daha çok tüketimle ilişkilendirdiğini, zaten siyasilerin de seçmenleri tabiri caizse buradan vurmaya çalıştığını, iktisadi büyümeyi bu yüzden önemsediklerini belirtti. Çünkü büyümek; daha çok üretim, daha çok üretim de daha çok gelir ve dolayısıyla daha çok tüketim demek. Bu da kişinin faydasını artırdığı için daha çok mutluluk demek. Yani iktisat teorisi gelir düzeyi ile mutluluk arasında doğru yönlü bir ilişkinin olduğunu varsayıyor. Ancak gelişmiş ülkelerin 1960’lardan itibaren refah kriterleri arasında gelirden başka unsurları da referans almaya başladığını (sürdürülebilir kalkınma, insani kalkınma endeksi, mutluluk endeksi…) ifade ederek konuşmasını sonlandırdı.

 

© 2018 İstanbul Bilimler Akademisi