Üniversite ve Siyaset / İsmail Coşkun

Üniversite ve Siyaset

İsmail Coşkun

19 Kasım 2016

img_7875

Değerlendirme: Betül Yavuz

İBA Akademik Birikim Oturumları’nın üçüncü haftasının misafiri İstanbul Üniversitesi Sosyoloji bölüm başkanı Prof. Dr. İsmail Coşkun’du. Coşkun, “Üniversite ve Siyaset” başlıklı konuşmasında, “gençlerin akademik yolculuğu nasıl olmalı?” sorusu etrafında, akademi ve siyaset ilişkisinde kurulması gereken dengeyi hem üniversitelerin tarihsel arka planı hem de günümüzdeki durum bağlamında değerlendirdi.

Konuşmasına, üniversite eğitimine ve bu eğitim esnasında benimsenen metoda değinerek başlayan Coşkun, öncelikle modern çağla ilişki kurulması gerektiğini fakat bunun artık eski araç ve yöntemlerle olamayacağını ifade etti. Var olan iki asırlık hikâyemizi yitirdikten sonra, bunun yeniden inşasının nasıl olması gerektiğiyle ilgili soruya Türkiye’de üniversite deneyiminin tarihsel süreci içinden cevap verirken, modernlik ve gelenek arasındaki gerilim üzerinde durdu. 1900’lerin başında II. Abdülhamit döneminde kurulan ilk üniversitenin İttihat ve Terakki üyeleri tarafından tasfiyesine değinen Çoşkun, bu süreçte Ziya Gökalp’in güçlü bir aktör olduğunu, İttihat ve Terakki’nin üniversiteye karışmasını engellediğini ve ünlü Darü’l-Fünûn şiirini de yine bu dönemde kaleme aldığını ifade etti.

Coşkun, konuşmasının devamında 1933 yılındaki üniversite inkılabına, 1947 tasfiyesine ve bunların 1960 İhtilali’ne katkılarına değindi. Bu süreçte üniversitenin önemli bir kırılma yaşadığı ve ihtilal’in herkesin üzerinde çok ağır etkiler bıraktığı tespitlerinde bulundu. Tüm bu durumlar göz önünde bulundurulduğunda, siyasete angaje olmanın özellikle üniversiteye nasıl ağır bedeller ödettiğinin açık olduğu ve bu nedenle bugün akademinin siyasetten korunması ve bilimle kurduğu ilişkinin güçlendirilmesi gerektiğini savundu.

Akademiye adım attığı ilk zamanlarda kendisinin de siyasi ilgilerle sosyoloji bölümüne yöneldiğini aktaran Coşkun, her ne kadar farklı alanlara ilgi duymak olağan olsa da, aynı anda hem akademisyen hem siyasetçi hem STK aktivisti olunamayacağının ve bu kimliklerden veya uğraşlardan hangisinin tercih edileceğiyle ilgili mutlaka bir karar verilmesi gerektiğinin altını çizdi. Akademiyi ciddiye almak ve bilimle ilişki kurmanın zorunluluğuna değinirken, aynı zamanda ne yapacağımıza karar vermek durumunda olduğumuzu da belirtti.

Hangi alanda olursa olsun yapılan tercihlerin varoluşsal bir çabayı gerektirdiğini ifade eden Coşkun, bir hikâyenin içinden geldiğimizi ve bizim de bir hikâyemizin olduğunu unutmayacak şekilde gerçek bir motivasyonla çalışmamız gerektiğini vurgulayarak konuşmasını nihayete erdirdi.

© 2018 İstanbul Bilimler Akademisi