Akademik Birikim Oturumları / Sabri Orman

“Tarih bilmek, normal kalabilmenin temel şartıdır.”

Sabri ORMAN

7 Mayıs 2016 Cumartesi

 

İBA Akademik Birikim Oturumlarının 7 Mayıs 2016 tarihli toplantısında Merkez Bankası Banka Meclisi üyesi Prof. Dr. Sabri Orman’ı ağırladık.

Orman, konuşmasının başlığını tarih, toplum ve iktisat ilişkisi şeklinde tayin etti. Bilhassa, önemine binaen tarih üzerinde daha çok durdu. Tarihle yola başladığımızı, irtibatları kurdukça da toplum ve iktisada doğru yol aldığımızı ifade etti. Orman, insanın yaşadığı iki boyut olarak tarihle beraber coğrafyanın da fevkalade mühim olduğunu zaman ve mekan ufku bağlamında izah etti.

İlaveten sosyal bilimler söz konusu olduğunda da tarihin ne kadar hayati olduğuna, zira her akademik disiplinin bir tarihi olduğuna dikkat çekti. Bu noktada tarih derken çift anlamlı bir kelime kullandığımızı, tarihin bir manasıyla epistemolojik faaliyet ve diğeriyle ontolojik realiteler olarak iki kategoriyi ifade ettiğini hatırlattı. Tarihin aslında geçmişten daha çok günümüzle ilgili olduğunu söyleyen Orman, bunun sebebini de sosyal olayların tamamımın tarihi olması şeklinde açıkladı. Bugünü yeterince anlamak için de önce tarihi anlamak fikrinde olduğunu belirtti. Tarih bilmenin aynı zamanda normal kalabilmenin de bir şartı olduğundan bahseden Orman, bunu çarpıcı bir örnekle izah etti: Ferdî hafızanın yer alması hasebiyle hafıza oldukça mühimdir ve hafıza kaybı yaşandığında insan da normal davranma kabiliyetini kaybeder.

Orman’ın konuşmasının tarihe ayırdığı kısmında vurguladığı diğer önemli bir husus da tarihin iki boyutunun olduğuydu. Bunlar değişme ve sürekliliktir. Şöyle ki tarihten bahsederken değişmeden bahsedersiniz, zira değişme olmadan tarih de olmaz. Sürekliliğin ehemmiyeti ise tarih siyakında anlattığınız hikayenin bir çerçevesi olması ve anlatımınızın bu hikaye çerçevesinde cereyan etmesinden gelmektedir.

Orman değişme ile süreklilik arasındaki ilişki ve bu ikisi arasında kurulacak dengenin her türlü başarının anahtarı olduğu iddiasında bulundu. Ülkelerin gelişmiş veya az gelişmiş olmasında da bu hususun rol oynadığı düşüncesini savundu. Örneğin, değişme ve sürekliliğe az gelişmiş ülkelerin aşırı vurgu yaptığını ifade etti. Fakat buna mukabil, değişme ve sürekliliğin irâdî olduğu gibi gayr-i irâdî olduğunu da ekleyen Orman, bu iki boyutun insandan bağımsız olduğunu belirtti.

 

Konuşmasının sonlarına doğru tarihin iktisatla olan irtibatına değinen Orman, iktisatta beşeri ve tabii kaynaklara ilaveten tarihi kaynakların da olabileceğini belirtti. Yani, tarihi kaynakların ekonomik bir üretim girdisi olarak görülebileceği tezini öne sürdü. Buna göre, tarihi kaynakları değer yaratan bir unsura tahvil etmek mümkündür. Orman aslında bunu zaten turizm adı altında yaptığımızı söyledi: mesela tarihi eserlerin turizmle sağladığı fayda gibi.

Sosyal girdi olarak kullanılabilecek tarihi kaynakların bir özelliği olarak ise bunların faydalarından vazgeçebileceğimizi ama zararlarından ise kaçamayacağımızı söyleyen Orman buna da ilginç bir örnek verdi: Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulduktan sonra redd-i miras yoluna gidip Osmanlı’yı yok sayması ki bu girdinin olumlu tarafı, diğer taraftan yine Cumhuriyet’in Osmanlı Devleti’nin borçlarını deruhte etmesi yahut Ermeni sorununu göz ardı edememesi. Tarihi kaynakların zararlarından kaçılamıyorsa faydalarından istifade edilebileceği tespitinde bulunan Orman bununla birlikte tarihi zengin olmayan ülkelerin böyle bir derdinin olamayacağını da göz önünde bulundurmamız gerektiğini belirterek konuşmasını sonlandırdı.

© 2018 İstanbul Bilimler Akademisi