İdeolojik Transfer Bağlamında Osmanlı Modernleşmesi ve Jön Türkler / Enes Kabakcı

 “İdeolojik Transfer Bağlamında Osmanlı Modernleşmesi ve Jön Türkler”

Enes Kabakcı

İBA Akademik Birikim Oturumlarında 8 Nisan 2017 Cumartesi günü İstanbul Üniversitesi sosyoloji bölümünden Doç. Dr. Enes Kabakcı’yı misafir ettik. Kapakcı, programda “İdeolojik Transfer Bağlamında Osmanlı Modernleşmesi ve Jön Türkler” başlıklı bir konuşma yaptı.  Kabakcı konuşmasının başında ideolojik transfer vurgusunu ön plana çıkararak tartışma mevzusunu “alımlama, işlerlik süreci ve kuramsal yaklaşım” olarak ele alacağını belirtti. Bu minvalde dönem içerisinde transfere konu olan şeyin Pozitivizm olduğunu ifade etti. Transfer kavramının yanı sıra temellük, iktibas kavramlarını da vurgulayan Kabakcı, bu süreçte “kendine mal etme, benimseme, sahiplenme” gayesinin belirleyici olduğunu, bu haliyle aslında antropolojinin bir kavramı olan “yeniden yorumlama” pratiğinin öne çıktığını belitti. Dolayısıyla herhangi bir kurumun ya da kavramın doğrudan bir aktarımının sağlanmasının mümkün olamayacağını, yerel koşullara adapte noktasında tesir eden kadar, bunu alımlayanın da etkin bir rol oynadığını belirtti.

Dönemin temel motivasyonu olarak “devleti kurtarmak” amacı Jön Türklerin düşünce dünyasına tesir edecek bir gaye olarak sunuldu. Daha sonra Jön Türklerin genel özellikleri kapsamında fiziksel ve düşünsel anlamda heterojen bir yapıya sahip olduğu, düşünce dünyalarının olabildiğince eklektik olduğunu belirten Kabakcı, Dönem içerisindeki Batılılaşmayı, askeri yenilgi ve tehditlere karşı direniş ve savunma mekanizması olarak okumamız gerektiğini ve bundan dolayı yerel ile olan irtibatı koruma gayesi taşıdıklarını vurguladı. Buna binaen “batılılaşma’nın başlangıcı olarak askeri kayıpların neticesi örnek olarak gösterilirken, düşmanın silahı ile silahlanma anlayışı önce fiziksel anlamda daha sonra ise metaforik olarak benimsenmiştir”, diyerek konuşmasını sürdürdü.

Konuşmasının devamında kültür ve medeniyet ilişkisini ele alan Kabakcı, Jön Türklerin, kültürü muhafaza ederek dil, din ve mirasımız ile medeniyete dahil olma çabası içerisinde olduğunu belirtti. 1789 krizi sonrasında “düzen”i sağlamak adına Comte tarafından ortaya atılan “düzen ve ilerleme” fikrinin Osmanlı dünyasına da kriz döneminde ithal edilmeye çalışıldığını vurguladı.

Ardından Comte’un yeni bir din, insanlık dini olarak pozitivizmi yayma girişimlerine değinen Kabakcı, Comte’un Avrupa’da beklediği düzeyde ilgiye ulaşamadığını bu yüzden İnsanlık Dini söylemini Doğuya kaydırdığını ifade etti. Suni bir din yaratma çabasını dönemin koşullarına bağlayan Kabakcı, insanların inanma ve sığınma ihtiyacı içerisinde bulunduğunu fakat bunu kilisenin gerçekleştiremediğini bundan dolayı yeni din arayışlarının normal olarak karşılandığını ve yaygın bir durum olduğunu vurguladı.

Konuşmasında Comte’un pozitivizmi yaymak üzere gönderdiği iki mektuba değinen Kabakcı, Comte tarafından önce Çar Nikola’ya (Rusya) ve daha sonra 1853 yılında Sadrazam Reşid Paşa’ya (Osmanlı) mektup gönderildiğini belirtti.  Kabakcı, Comte’un bu iki devleti de, sosyal hareketlerin merkezinde devletin yer almasından dolayı, pozitivist propagandaya uygun gördüğünü ifade etti. Comte’a göre Avrupa’da devrimler ile geçen yüzyılın ağır toplumsal enkazı düşünüldüğünde, devlet merkezli bu iki ülkenin aynı ağır sonuçları yaşamadan -üç hal yasası üzerinden yorumlandığında- doğrudan teolojik evreden pozitivist evreye geçişi mümkündü. Dolayısıyla sosyal eylemlerin ve toplumsal hareketin başında devletin bulunması pozitivizme ağır hasarsız geçiş için eşsiz bir durum oluşturmaktaydı. Kabakcı burada Comte’un genel bir batı tarihini okumasından yola çıkarak ve buradan çıkarmış olduğu yasaları tüm dünyaya uygulamaya çalıştığını da vurguladı. Kabakcı ayrıca  “İslam’ın akla yatkınlığı ve pozitivizme kolay geçiş yapılabileceği düşüncesinin de” Comte’un Osmanlı’ya yönelmesinin önemli sebeplerinden birini teşkil ettiğini belitti.

Daha sonra Comte’un haleflerinden Laffitte’in Mithat Paşayı ziyareti üzerinde duran Kabakcı, bu ziyaretin önemli bir tesiri olmamasına rağmen Jön Türklerin zihinsel olarak kolektif hafızalarında yer aldığını vurguladı. Bu ziyarette Laffitte’in Pozitivizmin bir insanlık dini olduğunu, ön yargıyı aşan ve her dinin aynı ailenin bir parçası olduğu yaklaşımını benimsediklerini, bundan dolayı eşitlikçi bir düzlemde yan yana yer almalarını olumlamasını vurguladı. Fakat Kabakcı, bu ziyaretin somut anlamda herhangi bir karşılığı olmadığını belirtti.

Daha sonra Jön Türklere ve Jön Türklerin başında bulunan Ahmet Rıza’ya değinen Kabakcı, Ahmet Rıza’nın Comte’un geliştirdiği Batı Pozitif Kurumunun asli üyesi olduğunu ifade etti. Ahmet Rıza’nın pozitivist İslamcı olduğunu kurtuluş arayışı olarak entelektüel bir tutulmadan bahsedilebileceği ve bunun sebebinin de daha evvel bahsetmiş olduğumuz devleti kurtarma telaşından kaynaklanabileceğini ifade etti. Bu arayışın ulusal kalkınmayı, içeride parlamentarizmi hedeflediği, ilim ve meşveret ile de İslami olarak bir meşruiyet zemini sağlandığını belirtti. Ahmet Rızanın bu süreçte Pozitivizmle ilk resmi tanışmasının ise İstanbul’da antikolonyalist ve Pozitivizist olan Dr. Robinet’in “Din” kitabından etkilenmesi sonucu gerçekleştiğini vurguladı. Pierre Laffitte’yi manevi babası olarak gören Ahmet Rıza, tıpkı Laffitte gibi vahye inanmıyor fakat İslamın toplumsal olarak ne kadar önemli olduğunu kavramış ve tarihsel süreklilik kavramı ile özdeşleştirmiştir.

Jön Türklerin niçin Pozitivizmi benimsediği sorusuna ise Kabakcı şu açıklamayı getirdi: “Comte’un önermiş olduğu teorik sistem ile bir bütünsellik sağlanıyor, yani daha önce ifade etmiş olduğumuz medeniyet tasavvuru neticesinde eklemlenmenin sağlanacağını düşünüyorlar. Teorik bir itibar, var olanın parçası olma durumu. Bunu gerçekleştirebilmeleri için ise önce kendilerine bunu tercüme etmeleri gerekmektedir. Zihinlerinde var olan kavramlar ile özdeşleştirme çabası olarak karşımıza çıkan süreç, daha sonra İttihat ve Terakki fırkasının yayın organı olan Meşveretin altında yer alan “Düzen ve İlerleme” kavramları ile belirginlik kazanmıştır. Daha sonra bu söyleminde kaldırılması düzenin devamının sağlanması adına olmuştur”.

Konuşmasının sonuna doğru bahsetmiş olduğu kavramlar üzerinden yeniden duran Kabakcı, “yeniden yorumlama” için, önceden var olan anlamların öğrenilen yeni kavramlara atfedilmesi, yeni edindiğimiz değerlerin eski formları değiştirmesi tanımını yaptı.  Pozitivist kavramların İslami kaynaklı yeniden yorumlanması sürecinin, gözlem ve metoda dayalı sistemin benimsenmesi, Kur’an’ın bilime dayalı olmayan şeyleri reddettiği vurgusu üzerinden gerçekleştirildiğini ifade etti.

Kabakcı, pozitivizmden alınan kavramların, neye göre seçildiği sorusuna ise; Devleti Kurtarmak (pratik fayda) ve kültürsüzleşmeyi engellemek saiklerinin belirlediğini, bu noktada düzen ve gelenek kavramlarının birbirini beslediğini ve transferi kolaylaştırdığını vurgulayarak karşılık verdi.

Ayşe Güher Gülaçar/Sakarya Üniversitesi

© 2016 İstanbul Bilimler Akademisi